Kolesetrol seviyeniz ve bronzlaşma kapasiteniz arasında ilişki olduğunu biliyor muydunuz?

güneşlenmeSon yıllarda gerek ozon tabakasındaki incelme, gerekse aşırı güneşlenme merakımız, cilt kanseri vakalarındaki artışa neden olsa da güneş ışınları hepimizin fizik bedeni için olmaza olmazlardandır.
Çoğumuz güneşin kişisel ve biyokimyasal düzeyde insanoğlu için elzem olduğunu bilsek de nedenleri konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz.
Bu günlerde bir tatil beldesinde yan gelip yattığımdan bol bol okuyorum.

Nasıl bir tesadüfse yıllar önce okuduğum bir kitabı yanıma almayı başarmışım. Sayfalarında şöyle bir gezinince Güneş in bedenimiz için tahminimden de önemli işlevleri olduğunu fark ettim ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Malum en sevdiğim şey bilgi paylaşımı…

Kolesetrol seviyeniz ve bronzlaşma kapasiteniz arasında ilişki olduğunu biliyor muydunuz?
İlkokulda öğrendiğimiz üzere gezegenimizin neredeyse bütün ekolojik dengesi yeterli güneş ışını almaya bağlıdır ve fotosentezin gerçekleşmesi ile hem yiyecek hem de soluyacak oksijen bulduğumuzu bilmeyenimiz yoktur.
Güneş ışınları sayesinde D vitamini ürettiğimizi hepimiz biliriz. Şüphesiz D vitamini özellikle küçük çocuklarda kemik gelişimi için elzemdir ama katkısı bunlarla sınırlı değildir. Hem yetişkin hem de çocuk ruh sağlığı ve bağışıklık sistemlerine olan etkileri son yıllarda çok dillendirilen önemli unsurlardan biridir. Özellikle nörogelişimsel, ruh sağlığı ve sedef hastalığı sorunları yaşayanlar için geçtiğimiz yıllarda ekemis.com ve otizmdunyasi.com da D vitamini ile ilişkili birkaç makale paylaşmıştım. Takip eden dostlar bu konulara yabancı değildirler.

Güneşlenme şansınızla kolestrol seviyeniz arasında orantısal bir bağ olduğunu hiç duymuş muydunuz?

Peki, D vitamini üretmeye çalışırken folik asit depolarımızı tükettiğimizden haberiniz var mıydı?

Ha bir de ‘ güneş gözlüğü kullanmakla bronzlaşma katsayınız arasında bir bağ var ‘ desem sanırım ‘ delirmiş bu hatun’ der ve kahkahalarla gülersiniz. Üzgünüm ama aşağıda sizler için özetlediğim bilgileri okuduğunuzda gülümsemeniz yüzünüzde donup kalabilir.

Teniniz ne kadar koyuysa vücudunuza o kadar az Ultraiyole ışını girer. Ten rengimiz, vücudumuzca üretilen ve ışığı emen özel bir pigment olan melanin miktarı ile belirlenir. İki çeşit melanin vardır ve bunlar melanosit adı verilen hücrelerce üretilir. Üstelik tüm insanlarda melanosit sayısı neredeyse eşittir ancak bunların nasıl çalıştığı ten rengimizi belirler. Afrikalılarınki daha çok melanin üretirken kuzeye çıktıkça bu oran düşer. Ama güneşte kalma oranımıza göre hepimizin ten rengi bir miktar değişir. Bunu tetikleyen şey de Hipofiz bezimizdir. Hipofiz bezi, çalışması için gereken uyaranı optik sinirlerimizden alır. Güneşi gören göz, hipofizi uyarır hipofiz de melanin üretimini tetikler ve böylece bronzlaşırız.

Deri, bildiğiniz üzere insan vücudundaki en büyük organdır; bağışıklık, sinir ve dolaşım sistemlerinden ve aynı zamanda metabolizmaya ilişkin tüm önemli fonksiyonlardan sorumludur. Deri, vücudun folat depolarını korur ve ayrıca D vitamini üretiminin büyük bir kısmı da deride gerçekleşir. Ne kadar güneşe maruz kalırsak tenimiz o kadar koyulaşır. Ama koyu tenli olmak sadece güneş yanığından korunmayı sağlayan bir adaptasyon değildir. Aynı zamanda folik asit kaybını önlemek için oluşmuş bir adaptasyondur.

 

Ya güneş gözlüğü takıyorsanız ne olacak?

Hipofiz bezi daha az uyarılacak, az uyarılan hipofiz daha az melanin üretilmesine neden olacak… Eğer bu satırları benim gibi plajda güneş gözlükleriniz ile okuyorsanız cildinize hatta metabolik süreçlerinize bir iyilik yapın ve gözlükleri kaldırıp atın! Ama Güneş’in kalbine de gözünüzü dikip bakmayın, malum gözlerimiz de az kıymetli değiller…
Doğal güneş ışınları, vücutta sağlık için gerekli olan D vitamini üretimini sağlarken vücut için gerekli folik asit rezervlerini yok eder. Bu ‘ ne senle ne de sensiz ‘ tipte bir ilişkiye benzer. Bu hastalıklı ilişkiyi idare edebilmek için farklı toplumlar, evrimsel süreçte farklı adaptasyon kombinasyonları geliştirmişlerdir. Bu adaptasyonlar folik asitleri korurken yeterli D vitamini üretimini sağlamamıza da yardımcı olmaktadırlar.
Bazı topluluklar, güneş ışınlarının daha seyrek ve daha zayıf geldiği kuzey ülkelerine ilerledi ve UVB emilimini bloke etmek için tasarlanmış olan koyu ten çok faydalı oldu ama folat kaybını önleyeceğine, D vitamini oluşumunu engelliyordu. Adaptasyon mekanizması burada da devreye girerek D vitamini üretmek için bu kez de evrimsel bir başka baskı yarattı; açık tenli insanların ortaya çıkmasına vesile oldu. Science dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre açık tenli insanlar, ömelanin üretme yetisini kaybetmiş koyu tenli mutantlarmış.
Koyu ten, folatı korumak için oluşmuştur ama bu mekanizmanın bir düğmesi de yoktur ki açıp kapayasın. Bu durum, koyu tenli insanlarda bir başka sorun yaratmış; bu şartlar altında koyu tenli insanlar nasıl D vitamini seviyelerini koruyacaklar? İşte insan bedeni buna da bir adaptasyon mekanizması geliştirmiş ve ApoE4’ü gen havuzunda tutmaya devam etmiş. Böylece koyu tenli insanların kanındaki kolesterol seviyesi ne kadar yüksekse vücuduna isabet eden her güneş ışığından D vitamini sentezlemesi de o kadar kolay hale gelmiş. Bu gen aynı zamanda Kuzey Avrupa’daki insanların güneş ışınlarına olan hasretine rağmen D vitamini sentezlemelerine olanak sağlamış. Kolesterolleri olduğu müddetçe D vitamini eksikliğinden korkmaları gerekmemiş.

Buradaki tehlikenin bilmem farkında mısınız?

Modern beslenme ilkelerinde bizlere dayatılan kolesterolden zayıf beslenmenin her topluma uygun olmadığı nasıl da aşikar değil mi?
Güneş ışınları gibi kötü bir ünü olan bir başka unsur olan Kolestrol’ ün varlığı, güneş ışığına hasret bölgelerde yaşayan insanların D vitamini üretmesini sağlamaya çalışan bir can simidi gibi. Kolesterol, hücre zarlarını oluşturmak, beynin ileti göndermesine ve bağışıklık sisteminin bizi kanser veya başka hastalıklara karşı korumasına yardımcı olmak, Östrojen ve Testesteron gibi hormonların üretiminin temel taşı olarak görev almak gibi hayati fonksiyonlara sahip. Üstelik fotosenteze en çok benzeyen kimyasal sürecimiz yoluyla D vitamini üretmemiz için gereken bir temel bileşen kendisi…
Her öğlen güneşinde geçirilen 10 dakika sizin D vitamini seviyeleriniz için yeterli olabilir ama yeterli güneş yoksa da korkmayınız, fazla kolesterolünüz size yardımcı olacaktır. Bu arada bir sonraki kolesterol tahlilinizin mevsimini de not etmeyi unutmayın derim. Zira kışın kolesterol seviyenizin daha yüksek olduğunu böylelikle görebileceksiniz tabii beslenme düzeninizde önemli bir farklılık oluşmamış ya da bir başka hastalığınız olayı kamufle etmiyorsa…
Bu arada, bronzlaşmayı önleyici güneş kremlerinizin, güneş ışınlarını bloke ederek bu sürecin gerçekleşmesini engelleyeceğini de hesaba katmanızı hatırlatırım.
Şayet Chron hastalığınız varsa, bağırsaklarda bulunan iltihabi sürecin D vitamini sentezlemesine ket vuracağını da belirtmeden geçmeyelim. Otizmli çocukların pek çoğunda gözlenen bağırsak enflamasyonunun da benzer bir etki yaratabileceğini aklımızın bir köşesinde tutalım.
Folat/ Folikasit neden önemli? derseniz; DNA sentezinde çok önemli rolü var demem yeterli olacaktır sanırım. Ama yapısına bağlı olarak değişiklik gösteren folat ve folik asit insan hayatı için aynı derecede önemlidir. Hamilelerde gözlenen eksikliğinin Spina Bifida gibi önemli bir hasara yol açabildiği, hatta annede hamilelikten 2-3 ay önce ve fetüsün ilk 2 ayında gözlenen eksikliğin, otizmle ilişkisi olduğu da saptanmış veriler arasındadır…
Teniniz hangi koyuluk da olursa olsun, D vitamininiz tam ayarında olsun…
Sevgi ve sağlıkla kalın…

Leave a Reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*