Genel yaklaşım sıklıkla genetik veya strese bağlı bir “baş ağrısı” veya “kompleks bir nörolojik hastalık” diyerek özellikle TCA ve triptanlarla baskılamaya çalıştığı MİGREN; aslında beynin lokal bir hastalığı değil, sistemik bir hücresel enerji krizi olabilir.
Migrenin temelinde düşük tiroid fonksiyonu, kan şekeri dengesizliği (hipoglisemi), östrojen fazlalığı ve bağırsak kaynaklı Serotonin ile Nitrik Oksit (NO) zehirlenmesi yatabilir.
Kadınların erkeklere kıyasla migrene 5 ila 10 kat daha fazla yatkın olmasının ve krizlerin genellikle menstrüasyon (adet) veya yumurtlama dönemlerinde ortaya çıkmasının ana sebebi Östrojen hormonudur.
Östrojen, kan damarlarının (özellikle toplardamarların) kas tonusunu zayıflatarak damarların genişlemesine, kanın göllenmesine ve damar çeperlerinin şişmesine neden olur. Beyin zarlarındaki (pia mater) damarların bu şekilde genişleyip şişmesi, o zonklayıcı migren ağrısının doğrudan fiziksel nedenidir. Östrojenin bu damar şişirici etkisini engelleyen ve damar kaslarının yeniden sıkılaşmasını sağlayan ana hormon Progesterondur.
Adet öncesi dönemde progesteron aniden düştüğünde beyin damarları östrojenin yıkıcı etkisine karşı tamamen savunmasız kalır. Yıllarca bir “mutluluk hormonu” olarak sunulan serotonin, biyoenerjetik açıdan bedenin en büyük stres sinyallerinden biridir ve migrenin birincil kimyasal tetikleyicisi olarak kabul edilebilir. Çikolata ve peynir de serototnini artıran gıdalardan. Bunları tüketince gençliğimde migren atakları gelirdi. Demekki doğru iz üstündeyiz.
Migren atakları sırasında kanda ve trombositlerde devasa bir serotonin salınımı görülür. Serotonin, beyindeki kan damarlarının esnekliğini bozar, kılcal damarlardan sıvı sızmasına (ödem) neden olur.
Östrojen, serotonini parçalayan enzimleri (MAO-A) bloke ederek serotoninin beyinde birikmesini sağlar. Serotonin beyne ulaştığında, hücreleri doğrudan Nitrik Oksit (NO) adı verilen toksik bir serbest radikal üretmeye zorlar.
NO, hücrenin oksijen kullanmasını (mitokondriyal solunumu) durdurur ve beyni oksijensiz bırakarak şiddetli damar genişlemesi ve doku iltihabı yaratır.
Birçok migren hastası, asıl ağrı başlamadan önce gözlerinde kör noktalar, zikzaklı ışıklar veya dalgalanmalar (aura) görür. (Migren ataklarım benzer şekilde gelirdi).
Bu görsel belirtiler; beyin hücrelerinin glikoz (şeker) bulamadığı için “açlıktan ölme” tehlikesi geçirmesi ve sistemin kapanmaya başlamasıdır. Tiroidi düşük olan kişilerin karaciğerleri gece veya öğün aralarında yetecek kadar depo glikojen tutamaz. Kan şekeri düştüğünde beyin oksijeni ve şekeri verimli kullanamaz. Beyin enerjisiz kaldığında, hayatta kalabilmek ve kendine daha fazla kan/şeker çekebilmek için damarları zorla genişleten sinyaller (laktik asit, prostaglandinler ve NO) gönderir.
Sonuç; kafatasının içinde genişleyen, iltihaplı ve zonklayan damarlardır. (Hafta sonları uyku düzeni veya öğün saatleri değiştiğinde migrenin tetiklenmesinin sebebi de bu kan şekeri düşüklüğüdür)
Bedenimizdeki serotoninin %95’i bağırsaklarda üretilir. Dr. Walter Alvarez’in geçmişte tıp öğrencileri üzerinde yaptığı ilginç bir deney, bağırsağın migrendeki rolünü kanıtlar niteliktedir: Öğrencilerin rektumlarına basınç yapan pamuk tıkaçlar yerleştirildiğinde, migrene yatkın olan öğrencilerin hepsinde şiddetli baş ağrıları başlamış.
Bağırsaktaki sindirilmeyen gıdalar (lifler, nişastalar, tohum yağları) veya dışkı birikimi (kabızlık), bağırsak çeperine basınç yapar ve bakterilerin Endotoksin üretmesine neden olur.
Kan şekeri düşükken bağırsağın gerilmesi, devasa bir serotonin ve histamin dalgasının doğrudan beyne fırlatılmasına ve migrenin patlamasına yol açar. Peat, florürlü ürünleri kullanmanın bedendeki aktif tiroid hormonunu anında yok ettiğini ve kendisinde şiddetli migren krizleri yarattığını bizzat tecrübe etmiştir.
Ayrıca yoğurt/kefir gibi fermente gıdalardaki Laktik Asit veya takviyelerdeki katkı maddeleri de beyni hücresel düzeyde boğarak migreni tetikleyebilir.
Peat, migren krizi geldiğinde karanlık bir odada acı çekmek veya tehlikeli triptan ilaçları kullanmak yerine, hücresel enerjiyi anında geri getirecek şu acil müdahaleleri ve uzun vadeli onarım stratejilerini önerir. Ancak lütfen doktorunuza danışmadan denemeyiniz. Zira bir çoğumuzun başka sistemik sorunları olabiliyor. Şeker oranını artırmanın başka sorunlara davetiye çıkarttığını da artı bilmeyenimiz yok. Bu sebeple ilerleyen paragraflardaki daha doğal çözümleri denemek daha mantıklı olabilir.
Aura (görme bozuklukları) yeni başladığında, kan şekerini hızla ve yüksek miktarda yukarı çekmek beyindeki acil durum alarmını susturur. Dr. Peat kendi migren ataklarını, hızla yediği bir litreye yakın dondurma (süt, yağ ve yoğun şeker içerdiği için hızla emilir) ile durdurduğunu belirtiyor. Çok miktarda şekerli portakal suyu veya şekerli süt de aynı etkiyi yapar; beyin şeker bulduğunda damarları genişleten (zonklatan) iltihap sinyallerini anında keser Ağrı şiddetlendiğinde veya auranın ortasında dil üzerine veya diş etlerine damlatılacak 50 ila 100 mg gibi yüksek dozda saf progesteron, saniyeler içinde beynin elektrik fırtınasını yatıştırır.
Progesteron östrojenin damarları şişiren etkisini iptal eder, MAO-A enzimini aktive ederek serotonini parçalar ve Dr. Peat’in kendi deyimiyle “birkaç dakika içinde görsel sorunların siyah bir kadife gibi pürüzsüzleşip ağrının yok olmasını” sağlar. Güçlü bir fincan şekerli kahve ile birlikte alınan Aspirin; hem beyin damarlarını sıkılaştıran, hem de ağrıyı yaratan toksik prostaglandinleri ve serotonini bloke eden en etkili biyoenerjetik ağrı kesicilerden biridir.
(Ayrıca alerji kaynaklıysa Siproheptadin gibi antihistaminik/antiserotonin ilaçlar krizleri hızla keser) [Takviyeleri ve ilaçları doktorunuza danışmadan kullanmayınız]
İlaçlar yerine doğal şeyler denemek daha doğru olabilir.
Her gün yenilen bir adet rendelenmiş çiğ havuç (sirke ve zeytinyağı ile), bağırsaktaki toksinleri, bakterileri ve östrojeni süpürerek beyni zehirleyen “serotonin ve endotoksin” fabrikasını kaynağında kapatır.
Migrenin kalıcı çözümü metabolizmayı hızlandırmaktır. Doğru oranda aktif tiroid hormonu kullanmak (hücrenin oksijen kullanımını artırmak) ve diyete yeterli tuz (sodyum) eklemek; hücrelerin magnezyum tutmasını sağlar, uykuyu derinleştirir, stresi (adrenalini) sıfırlar ve kan şekerinin gece boyunca dengede kalmasına imkan tanır.
Tiroidiniz hızlı çalıştığında, beyniniz ve bağırsaklarınız strese (ve migrene) karşı direnç kazanır. Güneş ışığı veya yüksek doz D vitamini takviyesi (günlük 5.000 IU veya fazlası) ve magnezyum & B2 açısından zengin gıdalar/takviyeler de migren ataklarına iyi gelebilir.
SAĞLIKLI GÜNLER DİLEĞİMLE
SVK











Add Comment