Hamilelik ve Öncesinde Nelere Dikkat Etmeliyiz ki… (1)

otizm yük 1Sayfamda beni takip eden annelerin ortak kaygısı ya da sorusu; ‘’ Tekrar bebek yapmak istiyorum. Bu kez nelere dikkat etmeliyim ki Otizm riskimiz düşük olsun? Ben bir uzman değilim. Ancak okuduğum tıbbi makaleler ve son yayınlardan yola çıkarak size bazı cevaplar verebilirim. Ama bunlar da yeterli olmayabilir.Zira Tıp bilimi buna tek ve tam bir yanıt oluşturabilmiş değil.

Son araştırmalardan yola çıkarak uzmanlar; ‘’ Kardeşi otizmli olan bir bebeğin otizmli olması riski aşağı yukarı %20-25 oranında olabilir’’ diyorlar.

Hepimizin korkulu rüyası sorunlu bir bebek dünyaya getirmek. Bu, hem doğacak çocuğun hem de biz anne babaların hayatını tümden değiştirebilecek bir durumdur. Çoğumuz bunu yaşayarak ya da yakınlarımızdan izleyerek deneyimliyoruz.

Otizmli bir çocuk sahibi anne olarak yaptığım yanlışlar ya da bilmediğimiz olumsuz etkenler nelerdi? Bunları bizzat yaşayıp, okuyarak öğrendiğimi size rahatca ifade edebilirim. Tüm bu bildiklerimin bu saatten sonra bana pek katkısı olmamakla birlikte çocuk yapmayı planlayan ailelere yol gösterici olacaktır diye düşünüyorum.

Bu arada konumuz dışı gibi görünse de hamilelik diyabeti de toplumlarda gittikçe yaygınlaşan bir durum olmaya başladı. Bu sebeple  hamilelik öncesinde HbA1C seviyelerimize baktırarak metobolik sendrom dediğimiz diyabete yatkınlığımız var mı öğrenmeliyiz. Zira bu tür annelerin doğumsal anormalliklere sahip çocuk doğurma ihtimalleri yüksek oluyor. Organ taslakları gebeliğin ilk haftalarında oluştuğu için şeker kontrolünün aylar sonra yapılmasının organ anormalliklerinin önlenmesi üzerine hiçbir etkisinin olmadığı artık kabul gören bir yaklaşım halini almış durumda.

Gebelik öncesi ve gebelikteki beslenme çok önemli.

Alacağımız bazı önlemlerle sıkıntılı durumları yaşama olasılıklarımızı düşürebiliriz.

Anne-baba beslenmesi ile doğuştan (konjenital) şekil bozuklukları arasında ciddi ilişkiler mevcut. Doğal beslenen kabile topluluklarında doğuştan dudak-damak yarıkları, omurilik fıtıkları, kalp şekil bozuklukları gibi anormallikler neredeyse hiç görülmüyor.

Fenilketonüri, hemofili ve talasemi gibi hastalıklar anne ve babanın taşıdığı bozuk genlerden kaynaklanıyor. Bunlar kalıtım ile geçen hastalıklar. Ama her doğuştan olan hastalık genetik değil. Hatta doğuştan olan hastalıkların çok büyük bir çoğunluğu bozuk genlere bağlı değil.Vücudumuzda yaklaşık 30.000 adet gen var. Bunlar vücut fonksiyonlarımızı yürütmekten sorumlular.

Yaygın olarak  genlerin fonksiyonları değişmez bilinmekle beraber son çalışmalar pek çok genin fonksiyon değişikliğine uğradığını göstermiştir. Çevresel faktörler genlerin fonksiyonunu olumlu ya da olumsuz yönde etkilleyebiliyor, genlerimiz açılıp kapanarak fonksiyonlarımızı olumsuz yönde etkileyebiliyorlar.

Eğer genler iyi beslenirse ve toksinlere maruz kalmazlarsa ceninlerin genel olarak sağlıklı olarak doğdukları artık bilinen bir gerçeklik.

Genler kötü beslenirse fonksiyonlarını yerine getiremiyor. Bu yolla genlerimizin yapısı değişmiyor, ama fonksiyonları bozulabiliyor.

Ağzımıza aldığımız her lokmada kullandığımız her üründe (aklınıza gelebilecek her tür ürün. Makyaj malzemeleri ve giysiler dahil) dikkatli olmak zorundayız. Çünkü artık dünya kirlendi.Maalesef anneannelerimizin devrinde yaşamıyoruz.

Hava, su, ağır metaller, diyet, güneş, diğer kimyasal toksinler, biyolojik toksinler ve stres gibi çevresel faktörler gen dizilimini etkilemeden,sadece fonksiyonlarını bozarak pek çok hastalığa neden olabiliyor (2).

Genlerimiz elektrik şarteli gibi açılıp kapanma özelliğine sahipler.Bazı kapalı genlerin açılması açık genlerin de kapanması hastalıkları ortaya çıkıyor. Tabii bu genlerin doğru beslenme ve benzeri  müdahaleler ile düzgün fonksiyon göstermesi sağlanabilmektedir. Artık genler ile çevresel faktörler arasındaki ilişkileri inceleyen yepyeni bir bilim dalı gelişti. Otizm ve genetik(nutrigenomik) yazımda da bahsettiğim gibi fareler üzerinde yapılan deneyle gösterilmiş ki  farklı tipte beslenen farelerin renkleri ve tüyleri bile farklı gelişebiliyor.

Vücudumuzdaki birbirinden bağımsız yapılar hemen döllenmeden sonra faaliyete geçiyor.Yani daha en başında anne ve babanın sağlıklı olması ve beslenmesi önemli.

Yediğimiz gıdaların her biri şüphesiz önemli. Bunların olabildiğince doğal olması ve toksik maddeler içermemesi gelişecek bebeği de etkiliyor.Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda öne çıkan bazı  vitamin,mineral ve yağ asitleri olduğu da bir gerçek.

Folik asit, D vitamini (güneş), A vitamini, B12 viamini, omega-yağ asitleri, kolesterol, iyot, çinko ve probiyotikler bunların başında geliyor. Özelikle folik asit ve D vitamini hamilelik öncesinde de önem arzediyor…

Yazı dizisinin son bölümünde yararlanılan kaynakları da sizlerle  paylaşacağım.

Devam edecek…..

Serpilgül Vural

Leave a Reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*