Ana sayfa Anne-Çocuk Beslenme/Tarifler Hamilelik İz Bırakanlar Otizm Otizm Anneleri

Hamilelik ve Öncesinde Nelere dikkat Etmeliyiz ki ..(2)

hamilelik beslenmeGelelim gebelikte önerilen besin desteklerine:

*balık yağı en önemli omega-3 kaynağı. Yeni bir canlının oluşturulmasındaki en önemli ham maddelerden biri, omega-3 yağ asitleri. Maalesef modern beslenme tarzımız, omega-3 eksikliğine yol açıyor. Gebelik sırasında ise bu yağlara olan ihtiyaç müthiş artıyor. Annedeki eksiklik, anne gibi bebeği de etkiliyor. Danimarka’da 8927 hamile üzerinde bir araştırma yapılmış (1). Hiç balık yemeyenlerde prematüre veya düşük doğum ağırlıklı çocuk doğurma oranı %7.1 .  Haftada en az bir kez yiyenlerde ise bu oran %1.9 imiş.

Gebelik sırasında anneden bebeğe aktif omega-3 transferi oluyor. Bu durum annenin omega-3 depolarını ciddi olarak azaltıyor ve doğum sonu depresyona yol açabiliyor. 23 ülkede 14,532 kişi üzerinde yapılan çok merkezli bir çalışmada balık yağı alan ya da balık tüketen kadınlarda doğum sonu depresyon ciddi oranda düşük bulunmuş (2). ). Fazla balık yağı yiyen emziren kadınların sütü omega-3 yağ asitlerinden zengin oluyor ve bebeğe çok faydası oluyor (5).

Beynimizin %60’ı yağdır. Bunun üçte ikisini omega yağ asitleri oluşturuyor. Bu yağ asitleri vücutta sentezlenmiyor. Mutlaka besinler ile alınması gerekiyor. Türk tipi beslenmede omega-6 yağ asitleri çok fazla ama omega-3 yağ asitleri oldukça az. Omega-6 yağ asitlerinden de maalesef omega-3 yağ asitleri yapamıyoruz. Özet olarak; bu durumda bütün organlarımız, özellikle de beynimiz tehlike altında kalıyor.

Omega-3’den fakir diyetler ile beslenen rhesus maymunlarının yavrularında görme azlığı, çok su içme, davranış bozuklukları ve bilişsel bozukluklar saptanmış(3).

Hamilelik ve emzirme dönemlerinde annelerinden omega-3 yağ asidi (balık yağı) takviyesi alan çocukların zeka bölümü almayanlara oranla yaklaşık 4 puan daha yüksek bulunmuş(4).

Beyin gelişiminin büyük bir bölümü hamilelikte ve hayatın ilk iki yılında olmakta. Bu yüzden balık yağı almak gerçekten önemli. Ama aağırmetal içermdiklerinden emin olmak şartı ile.

*folik asit

Birçok insanda MTHFR geninde yapısal değil ama fonksiyonel bir bozukluk var; buna gen polimorfizmi deniyor. Bende olduğu gibi birçok insanda bu bozukluk var. Orta Asya ve Çin’de bu bozukluğun görülme sıklığı %50’lere varıyor.

MTHFR gen polimorfizmine sahip kadınlar eğer yeterli folik asit almazlarsa şekil bozukluğu olan çocuklar doğurabiliyorlar. Bu bozukluklar arasında, bel açıklığı, omurilik fıtığı, dudak-damak yarıkları ve Down sendromu gibi hastalıklar da var. Diyetlerinde folik asitten zengin gıdalarla (özellikle yeşil yapraklılar) ya da folik asit takviyesi alanlarda bu bozukluluklar bariz şekilde azalıyor(6).

Ayrıca son çalışmalarda folik asit takviyesini hamilelikten birkaç ay önce başlayıp hamileliğin ilk 2 ayında da almaya devam eden annelerin çocuklarında  otizm benzeri sorunlarla karşılaşma oranının %40 daha düşük olduğu tesbit edilmiştir.

Ancak bilmemiz gereken önemli bir nokta var. Tüketilen folik asitin günde 1mg’ın üzerinde alınmamalı. Fazlasının kansere yol açabilme ihtimali var .(7)

Ben hamileliğim boyunca ilaç kullanmadım. Ama bilmeden bol bol folikasidden zengin gıdalarla beslendim. Ama ciddi kusmalarım olduğu için bu kritik dönemlerden sonra olabidi maalesef.

*D vitamini

Daha önce D vitamininin önemi ile ilgili iki ayrı yazı yazdım. o kadar önemli görevleri var ki. İlk önce şunu söyleyim. En az 2000 kadar genin sağlıklı çalışması D vitaminine bağlı.. Bir araştırmada D vitamini eksikliği olan farelerin yavrularının beyinlerinde çeşitli gelişim bozuklukları saptanmış (8).

şizofrenik ve bipolar bozukluğu olan hastaların daha çok D vitamininin en düşük olduğu kış aylarında doğdukları saptanmış (9).

Geçenlerde otizm ilgili çok önemli bir yazı yayınlandı. Harvard Üniversitesinden 5 araştırmacı güneşe az maruz kalmanın ya da yetersiz D vitamini almanın DNA onarım mekanizmalarını ve buna bağlı olarak ağır metal ve diğer toksinleri uzaklaştıran detoksifikan ve antioksidan sistemleri bozduğunu ,bu durumun otizme yol açan önemli bir faktör olabileceğini ileri sürdü (10).

Bu araştırmacılara göre D vitamini yetersizliği olan  baba adaylarının spermlerinde meydana gelebilecek mutasyonlar (gen tahribatlarının) fetüsün toksinleri uzaklaştırıcı mekanizmalarını bozabiliyor. Bu nedenle araştırıcılar baba adaylarına da döllenmeden önce yeterli D vitamini (günde 5000-beş bin- ünite) almalarını öneriyorlar.

Yine bir diğer araştırmada da  5 yıl boyunca 1669 çocuk astım ve atopik egzama açısından incelenmiş (11). Anneleri hamileyken D vitamini düzeyi yüksek olanlarda bu hastalıklar daha az görülmüş. Ayrıca vitamin D salgılanmasını ile ilgili VDR geninin iki tipi var ve birindeki mutasyon D vitamini eksikliğine bağlı diyabet gelişme riskini artırıyor diğerindeki de dopamin sentezini olumsuz olarak etkiliyor.(Bende her iki gende de mutasyon mevcut)

D vitamini diş çürüklerinin korunmasında da önemli olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ama şunu bilin istiyorum ki anne karnında D vitaminini yeterince alamayan bebeklerin dişleri daha çok ve çabuk çürüyor..Bir başka çalışmada da anne karnındayken vitamin D eksikliğine maruz kalan bebekten doğan 3 nesil mental sorunlara daha yatkın olabiliyormuş.

Finlandiya’nın çok az güneş alan ve Dünyada Tip 1 diyabetin en sık görüldüğü  ülke olduğunu da söylemeden de geçmek istemiyorum.

D vitamininin enfeksiyon hastalıklarına, kansere ve romatizma gibi iltihabi hastalıklara karşı da koruyucu etkileri olduğundan daha önceki yazılarımda da kısaca bahsetmiştim.

A vitamini

Sağlıklı beslenen bir hamilenin A vitamini takviyesi almasına gerek yok. Özellikle karaciğer, yumurta sarısı, tereyağı, krema, yeşil yapraklı sebzeler, havuç ve narenciye A vitamininden ya da A vitamini öncüsü ß-karotenden zengin gıdalar. Bunlar daha güvenilir olur. Ancak normalden farklı seviyeler varsa çocuk için tehlike arzedebilir. Doktor kontrolü altında olmak bu açılardan önemlidir.

Zira annedeki A vitamini fazlalığı şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Anenin A vitamini yetersizliği ise göz, kardiyovasküler ve ürogenital bozukluklar, dudak-damak yarığı ve diafram fıtığı gibi anomalilere neden oluyor. Bu anomaliler hamileliğin 3 ile 7. haftaları arasında gerçekleşiyor.

Demir eksikliği

Az gelişmiş ülkelerdeki gebelerin %60 kadarında kansızlık (anemi) var(12). Bu kansızlığın temel nedeni demir eksikliği. Demir eksikliğinin nedeni ise fetus (cenin) ve plasentanın (çocuk eşi) demir ihtiyacının artması. Hamilelik döneminde artan kan hacmi nedeniyle de daha fazla demire ihtiyaç duyulmakta.Bu sebeple hamilelik döneminde anne, iki kişilik demir ihtiyacını karşılayacak şekilde beslenmeliymiş.

Gebelikte ya da erken süt çocukluğu döneminde demir eksikliğine maruz kalmış bebeklerde bilişsel ve davranışsal bozukluklar gözlemlenmekte (13). Üstelik Demir eksikliği düzeltilse bile bu bozukluklar tamamıyla düzelememekteymiş.

Çoğumuzun bildiği gibi en iyi demir kaynağı kırmızı etlerdir. Etlerdeki demirin kaynağı bağırsaktan gayet rahat emilir. Meyve ve sebze ve baklagillerde (nohut, fasulye, mercimek vb) bulunan demirler bağırsaktan iyi emilmezler. Ama emilimi yiyeceklerle birlikte alınan C vitamininden zengin gıdalar (taze meyve ve sebzeler) ile arttırabilmek mümkündür.Bu arada Üzüm pekmezi sanıldığı kadar iyi bir demir kaynağı değilmiş.

Bir başka sorun da mide asidinde azalma olması. Mide asidini azalması  demirin kolay emilebilen iki değerlikli demire dönüşmesini azaltıyormuş.

Probiyotikler: Bağırsak mukozasında bulunan normal flora mikropları (faydalı mikroplar, probiyotikler) mukozadaki normal bağışıklık toleransının sağlanmasında ve şekillenmesinde önemli roller oynuyorlar. Daha önceki ‘’kaka deyip de geçmeyin’’ ve Leaky gut sendromu adlı yazılarımda da belirttiğim gibi floranın bozulması mukozal bağışıklığı bozarak birçok alerjik hastalığın ve bu arada astımın da sıklığını artırıyor. Alerjik çocukların bağırsak florası alerjik olmayanlara nazaran daha bozuk. Üstelik bu bozuklukları henüz klinik belirtiler ortaya çıkmadan önce tespit etmek mümkün(14).

Bir çalışmada hamileliklerinde probiyotik kullanan annelerin bebeklerinde atopi (alerji) oranının belirgin düşük olduğu saptanmış; üstelik de bu kadınlar alerjik olmasına rağmen (15).

İyot: Dünya sağlık Örgütünün verilerine göre Dünya nüfusunun dörtte birinde iyot yetersizliği var. İyot insan vücudunda sadece tiroid hormonu sentezinde kullanılıyor (16).

Tiroid hormonları birçok organın ve özellikle de merkez sinir sisteminin anne karnı ve doğum sonrası gelişiminde son derece önemli görevlere sahip. Hayatın bu kritik dönemlerinde tiroid hormonlarının eksikliği geri dönüşümsüz beyin hasarına yol açıyor. Başlıca klinik bulgular zeka geriliği, şaşılık, sağırlık, cücelik, motor gerilik ve seksüel olgunlaşma gecikmesi.

İyot yetersizliğine bağlı konjenital (doğumsal) hipotiroidi anne karnında, tiroid bezi aplazi (bezin yokluğu) ya da hipoplazisine (bezin küçüklüğü) bağlı hipotiroididen daha ağır beyin hasarına yol açıyor.

B12 vitamini

Türkiye’de her beş kişiden en az birisinde B12 vitaminin değerleri çok düşük. Hafif eksiklikleri de sayarsak neredeyse her üç kişiden birinde eksiklik var.Nedense özellikle son yıllarda çok yaygın olarak görünür oldu.Neden acaba? Cevabı yazının devamında saklı…

B12 vitamini et, balık, yumurta, peynir süt, gibi hayvani gıdalarda bulunur, bitkilerde bulunmaz. Bu nedenle vejetaryenler daha da büyük tehlike altındadırlar. Ayrıca doğal ortamda beslenmemiş hayvanların süt ürünlerinde ve yumurtalarında da yeterli B12 vitamini yok. Yumurtaların tamamına yakını çiftlik yumurtası. Bunları yumurtlayan tavuklar artık gezinerek beslenemiyorlar ve hazır yem yiyorlar.

Sütün içerdiği B12 vitamini ısıtıldığı zaman büyük ölçüde tahrip oluyor. Ancak mayalanırsa içinde bulunan faydalı mikroplar B12 vitamini ve diğer vitaminleri üretmeye başlıyorlar. Ancak markette satılan süt ürünlerinin çoğunda ekşime (fermentasyon) önlendiği için yeteri kadar B12 vitamini sentezlenemiyor.

Bir başka sorun da mide asitinde azalma olması.Haa bu arada Mide asitini azaltan ya da nötralize eden ilaçları kullanmak da B12 vitamininin aktifleşmesine izin vermiyor.

B12 vitamini eksikliği tıpkı folik asit eksikliği gibi beyin ve omurilik anormalliklerine sebep olabiliyor (17). Eksikliklerinde zihinsel ve sinirsel fonksiyonlar bozuluyor, kulak çınlaması, hissizlik, depresyon, kansızlık gibi belirtileri görülüyor.

Gebelikte B12 vitaminin düşük olmasının doğan çocukta insülin direnci (metabolik sendrom) gelişmesine neden olabileceği de son çalışmalarla gösterilmiş. (18).

Yararlandığım kaynaklar son bölümde yayınlanılacaktır.

Yazımızın 3. bölümünde kimyasal toksinler ve ağır metallerden bahsedeceğiz…

Serpilgül Vural

Kategoriler

Ekemiş Posta Kutunuzda

Arşivimiz

error: Content is protected !!