Melek gibi çocuklarımız neden ergenlikle birlikte içlerine cin kaçmış gibi oluyorlar?

beyin kadın erkekSon araştırmaya göre; kız ve erkek çocuklarının kan beyin akımı ergenlik sürecinde farklılaşıyor ve farklı psikiyatrik riskler taşımaya başlıyorlar.

 

 

 

Anneler içten içe benim yazılarımı okudukça kızıyorlardır. Farkındayım AA’nın felaket tellalı kadrosunu işgal ediyor gibi bir durumum var.

Ben de daha iç açıcı konulardan ve çocuklarımızın yetiştirilmesi adına değerli önerilerden, geleceğe dair pembe hayallerden söz edebilmeyi, hatta kitap eleştirileri yapabilmeyi çok isterdim. Ancak otizmli bir çocuk annesi olmam ve araştırmacı yönüm nedeniyle hep bu tarz yayınları okuyorum, ister istemez bakış açım ve yazılarım da  bu pencereden oluyor… Kızdırıyor ve üzüyorsam affola…

Bizim Otizm dünyasında ergenlik sorunlarının nedeni olarak hep hormonal değişimler gösterilir. Hatta bazı uzmanlar gayet uyumlu ve hayata adapte olma yönü hayli gelişmiş otizmli çocuklar için bile aileleri uyarırken şöyle derler;

“Erken sevinmeyelim ortalama 15 yaşına kadar izleyelim. O barajı kazasız belasız aşarsanız sırtınızı koltuğa yaslayıp rahat bir soluk alabilirsiniz. “

Gerçi kişisel fikrime göre, bu süreç yaştan ziyade dönem olarak değerlendirilmeli. Bazı çocuklarda bu dönem 15 yaş civarına tekabül ederken, bazıların da 20’li yaşlara kadar uzayabiliyor. Kimi zaman 15 in altına indiği de vaki…

Özellikle Nörogelişimsel problemli çocuklarda  ergenliğe geç ya da çok erken girme gibi durumlara rastlanıldığı çoğumuzun malumu… Bunda suçlu yediğimiz içtiğimiz hormonlu ya da toksik gıdalar olabileceği gibi vücudun kendi genetik dizilimi de olabilir tabi. Ama bazı araştırmalarda risperdal gibi psikiyatrik ilaçları çok kullanan çocukların seksüel gelişiminde geriliklere rastlandığı hatta sonucun kısırlığa kadar varabileceğine de dikkat çekiliyor .Yeri gelmişken belirtmeden geçmeyeyim dedim. Umarım ilaç üreticilerinin şimşeklerini üstüme çekmem. Hem benim etim ne budum ne ? Sadece bir anneyim. Anneyim diye okuduklarımı yazmayayım mı ?

Neyse, bu konuda çok sayıda varsayım mevcut. O konulara girersek işin içinden çıkamayız.

Fakat nörolojik problemlere maruz kalan erkek çocuklarının sayısı kızlara kıyasla hayli yüksek.  Günümüzde tüm çocuklarda otizme rastlanma oranı 68 doğumda 1 ‘iken, erkeklerde bu oran 25 doğumda 1’e kadar dayanmış durumda. Bu oranın rastlantısal olması imkansız. Hormonlar ya da genetik dizilimlerin çevresel faktörlerle işbirliği belli ki erkekleri vurmaya daha meyilli…

Konuyu aldın, nereden nereye götürdün diye düşünenler vardır eminim ama fazla bilgi göz çıkarmaz. Azıcık beyin fırtınası yapalım dedim naçizane…

Tüm ergenliğe giren çocuklar için “ hormonları değişiyor, bu değişim ve çılgınlık doğal “ diyoruz genelde. Kısmen doğru olabilir bu yaklaşım ama aklımıza hiç gelmeyecek bir başka olasılık daha varmış meğerse…

Son yapılan araştırmanın verileri,  otizmli olsun olmasın ergenlik döneminde tüm kız ve erkek çocukları arasında yaşanan farklı nörogelişimsel bir durum var diyor.

Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Theodore ve ekibinin Ulusal Bilim Akademisi  ( PNAS ) tutanaklarına geçen araştırmasına göre ;

Ergenlik öncesi serebral kan akım (beyin kan dolaşımı) düzeyleri erkek ve kızlar için aynı olmasına rağmen bu durum ergenlik ve ergenliğe girişte farklı bir seyir gösteriyor.

Değişen ne mi?

Puberte döneminden itibaren kızlarda beyin kan akımı artarken, erkeklerde azalıyormuş…

Peki bu ne demek olabilir?

Araştırmacılar; bu durumu ergenlikten sonra görülen psikiyatrik problemlerin başlangıç noktası olabilir diye değerlendiriyorlar. Özellikle kızlarda depresyon ve anksiyete gibi sorunların, erkeklerde ise şizofreni tablosunun açığa çıkmasının nedeni bu kan akım farklılıklarından olabilirmiş. Bulguların bu tür rahatsızlıklara ışık tutacağına dair inançları çok yerinde gibi geldi bana…

Dr. Sattertwaite diyor ki;

” Biz yetişkin kadınların erkeklerden daha yüksek kan akışı olduğunu zaten biliyorduk. Ama bu farkın başladığı zaman belli değildi. Kadınlar ve erkekler arasındaki uçurumun ergenlik döneminde başladığını varsayarak çalışmalarımızı belirledik ve yaşları 8 ila 22 arasında olan 900 gencin verileri üzerinde yoğunlaştık. “

Ruh Sağlığı Ulusal Enstitüsü tarafından finanse edilen, Pensylvanya Üniversitesi Beyin Davranışı Laboratuvarı ve Philadelphia Çocuk Hastanesi Genom merkezinin katılımcıları ile ortak yürütülen bu çalışmada;

Kadın ve erkeklerin beyinlerindeki kan akışının yaşa bağlı olarak hem miktar hem de lokalizasyon olarak tıbbi testlerde farklılıklar gösterdiği gözlemlenmiş.

16 yaşındayken kadında beyin kan akımı değerleri artarken, erkeklerde gerilemeye devam ediyor ve ergenlik sonunda belirgin farklılıklar ortaya çıkıyor. Bu fark sosyal davranış ve duygu durumu düzenlemeden sorumlu orbitofrontal korteks gibi çok önemli bir alan için de geçerli denilmekte.

Bu sonuçları değerlendiren Dr Satterthwaite diyor ki

” Bu bulgular, çocuklarda normal nörogelişimi anlamamıza ve beyin için normal ‘ büyüme çizelgeleri ‘ yaratmamıza yardımcı bir adım olabilir. Belki bu çizelgeler sayesinde büyük ruhsal hastalıkları daha önce tespit etme şansı yakalayabiliriz. Her ebeveyn bilir ki kızlar ve erkekler farklı gelişir. Ama bu çalışma bize farklı gelişimin beyin için de geçerli olduğunu göstermiştir. ”

Hatırlarsanız son araştırmalarla şizofreni ve otizmin daha anne karnında çevresel faktörlerin de katkısı ile hamileliğin orta dönemlerinde aniden başladığı tespit edilmişti. Bir grup araştırmacı da cinsiyet faktörlerini yaratan unsurların, beyin gelişimini etkileyerek fonksiyonları etkileme ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Bana kalırsa hepsinin birleşik bir etkisi mevcut olabilir. Pet şişelerden aldığımız hormonları etkileyen çevresel kimyasalları ve daha pek çok etkeni hesaba katmakta yarar olduğunu düşünüyorum kendimce…

Bazı araştırmacılar, kadın ve erkekler arasındaki bu farklılığın, kadınların sosyal biliş alanları ile ilgili görevleri neden daha başarılı gerçekleştirdiklerinin bir göstergesi olabilir diye de değerlendiriyorlar.

Demek ki erkekler Mars’tan kadınlar Venüs’ten diye boşa dememişler… İlgilenenler,  daha önce yayınlanan ve erkek kadın beyni arasındaki farklılığı irdeleyen bir başka yayının değerlendirilmesini buradan okuyabilirler.   http://ekemis.com/erkeklerle-kadinlarin-beyni-gercekten-de-farkliymis/

Sevgili anneler gördüğümüz gibi erkekler o güçlü ve azametli görüntülerinin altında daha kırılgan,  çevresel faktörlerden etkilenmeye daha açık ve biyolojik gelişim yönünden daha risk altında olan bir grup.  Bu durumda, neden yüzyıllardır onları bakıp kollamanın biz kadınlara düştüğü de ortada sanki ne dersiniz?

Farklılıklara karşı sevgi ve anlayış her daim yanı başımızda olsun…

Serpilgül Vural Kınacı

Leave a Reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*