Ana sayfa Genel Sosyal Medya

Sosyal Medya Nereye Koşuyor?

sosyal medya

“Genelde mutlu olan kişiyle kimse ilgilenmeyi sevmez. Mutlu kişi  kendisiyle baş başa kalmayı tercih eder . Oysa insanoğlu ilgi çekmek için dertlenir, çünkü şikâyet etmeyi sever. Bu onun doğasıdır. Sürekli mutlu gördüğü kişi için de ya deli der ya da kendi mutsuzluğunun farkına varır. Her halükarda o kişiye yaklaşmaz çünkü o kişiyi mutlu eden şeyleri görüp fark edince kendinde olmadığını anlayıp yeni bir dert girdabına düşmekten korkar. Anlayacağınız, şeytan kahkahadan uzak durur.”

Özellikle sosyal medyada gezinirken Eddie Anter’in bu sözlerinin bir gerçeklik taşıdığını görmezden gelemiyor insan…

 

Bir yanda gününün neredeyse  her dakikasını paylaşan, dışardan bakıldığında müthiş bir enerji bombası şeklinde oradan oraya koşan ya da koşuyor gibi yapan  mutlu hanımlar ve beyler…

Diğer yanda üyesi olduğu grubun sosyal haklarını dile getirmek için çırpınanlar…

Öte yanda ise yine söyleyecek sözleri, talep edecek konuları ya da reklam derdinde olan bazı meslek grupları ya da birtakım sosyal sorunların takipçileri.

En çok da bütün gün futbol yorumu ya da maç yayını yapan insanlarla, şunu aldım, bunu giydim, şuraya gittim, burayı gezdim, onu da yaptım bunu da tattım diyen insanlara şaşırıyorum. Neden derseniz profillerine bakınca meslek sahibi bireyler oldukları açık ve net olarak  görülebiliyor. Bu müthiş sosyal medya performansı için nasıl vakit bulabiliyorlar, anlamakta zorluk çekiyorum…

Zaman zaman Twitter’ı takip ederken başım dönüyor ve kendimi garip  bir karmaşanın içinde buluyorum. Ama herkesin üstünü bir kalemde çizmek de doğru değil. Tabii ki arada çıkıyor duyarlı, bazen bazı durumlarda tavır koymaktan yana olan kişiler, hatta kurumlar.

Eddi Anter’in ‘’ mutlular mutsuzlardan kaçar” sözü sosyal medyada vücut buluyor adeta!

Mutlular bunu kötü oldukları için yapmıyorlar. Sadece kafa yormak istemiyorlar. Belki de millet olarak empati kurma konusunda sorunlarımız vardır, bilemiyorum. Neticede ben bir sosyolog ya da psikolog değilim. Bunun altında yatan nedenleri bilimsel olarak irdelemek için yeterli donanımda görmüyorum kendimi. Ama düşünmeden de edemiyorum…

Bu konuyu irdelerken farkettim ki Facebook ile Twitter’ın işlevleri de yöntemleri de çok farklı. Facebook’ta insanlar yakın çevreleri ve eski okul arkadaşları ile bir çevre oluşturmakta. Ya da  bir konuda söyleyecek sözü varsa bir grup veya sayfa kurmakta, kendisine benzer insanlarla bir paylaşım platformu oluşturmakta. Ancak kişi bir biçimde grubunun etkinliklerini diğer arkadaşları ile paylaştığında sanki aralarında garip bir sessizlik anlaşması var gibi hareket etmekte ya da bu paylaşımlara nadiren itibar etmekte!?

Oysa Twitterda sık sık takipçilerin takipçileri vasıtası ile hiç ilgili olmadığınız bir konuda bir mesaj okuma durumuna düşebiliyorsunuz. Ortaya garip bir mozaik çıkıyor. Bir bakıyorsunuz bir sıra üstte taziye mesajı ya da intihar haberi; bir alt sırada ise ‘’bu gün hava misss gibi bu hayata bayılıyorum !’’ nidaları bir arada yer alabilmekte!

‘’İnsanoğlu ilgi çekmek için dertlenir, çünkü şikâyet etmeyi sever. Bu onun doğasıdır’’ demiş ya Anter. Bu konuda haklı olabilir. Bakıyorum bu tarz paylaşımlar Facebook’ta çok yer buluyor. Kişilerin bu yöndeki serzenişleri üyesi olduğu grupta oldukça yer bulup, günlerce tartışılır ve başka benzer gruplarda paylaşılırken, diğer mutlu azınlık tarafından çok da ilgi çekmiyor.

Fakat her nasılsa mutsuz ve söyleyecek sözü, çözülecek sorunları olan insanlar, aynı türkülerimizdeki çelişkiye benzer bir performans da sergileyebiliyorlar. Hani pek çok kez sözlerine bakınca ağlayacağınız türküler oyun havası tadında sunulur ya onlara benzetiyorum bu halimizi. Aynı sayfada ağlayıp, dertleniyor sonrada komik bir karikatürle günü tatlıya bağlayıp şıkır da şıkır oynayalım moduna geçiveriyoruz!…

‘’Bunca taş attın da sen sütten çıkmış ak kaşık mısın?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bu toplumun parçasıyım. Empati kanallarımı sonuna kadar açık tutmakla birlikte türkü tadında yaşadığımı da itiraf etmeliyim!

Kim doğru kim yanlış bilemem. Bunu ölçmek de bana düşmez. Ama azıcık empatiden kimseye zarar gelmez . Hatta ülkemizi daha yaşanır bir yer yapar; onu biliyorum. Böylece pek çoğumuz mutlu azınlıkta değil mutlu çoğunluğun içinde yer alabiliriz. Kim bilir?…

 

Serpilgül

Daha önce Alternatif Anne dergisi için yazmıştım

Kategoriler

Ekemiş Posta Kutunuzda

Arşivimiz