Denemeler Ekemişce Genel İz Bırakanlar

Hayat bana neler öğretti bölüm 50

Ellili Yaşlar…

Çok yerde rastlıyorum 40’lı yaşlarda insan şöyledir, 50’li yaşlarda böyledir… Gerçi benim de “Hayat Kırkında  Başlar” adlı bir yazım var. Modaya uyup yazmışım bir zamanlar. Kendimi övsem yeri. Şimdi yazmaya kalksam bu kadar güzel olur muydu bilmiyorum. Okumanızı öneririm. Yine elim kaşındı ilave birkaç satır daha karalamak geldi içimden.

Geçen gün internette bir yazıya denk gelmiştim. Ona bakarsam çok fırsat kaçırmışım hayatta çook.. Mesela 40lı yaşlarımda bir keşifte bulunabilirmişim olmamış, 39 yaşımda maddi imkanlarımın en iyi haline ulaşabilecekken iflas etmişim, üstelik aynı zamanda Otizmli yaşamla tanışmışım,  Maraton koşmak için ideal yaş 28 iken yerimde saymışım, en ideal evlenme yaşı 26 iken erken davranıp 23 yaşımın sonlarında evlenivermişim, yüzleri hatırlama becerisinin en yüksek olduğu yaşlarda hafıza kaybı geçirerek hayatıma reset atmışım. Sizin anlayacağınız kaçırdığım şeylerin listesi uzuyor da uzuyorken bir de bakmışım 50’li yaşlarımda listeye dahil olmayı başarı vermişim. Ne büyük mutluluk!!!

Bu arada bahse konu yazıdaki listeye göre insan hayatında aldığı en önemli kararları sonu 9 ile biten yaşlarda alıyormuş. Haberim olsa buna dikkat ederdim diyerek sululuğa son noktayı koyuyor “ Hayat bana neler öğretti bölüm 50 “ adlı yazıma geçiyorum.

Fark ettim ki 40 yaşa gelene kadar yaşananlarla, 50 lı yaşların ortalarına varırken geçmişten çıkarılan dersler başka başka…

Haliyle ben de 50 li yaşlarıma elimi kolumu sallayarak gelmedim. Kendimce küçük bir liste yaptım, çocuklarıma benden hatıra kalsın ya da okuyanlar kendini aynada görsün…

  • Bilgisi yokken fikri olanlarla münasebette olgun olmalı.

En bilgili olduğum konuda boş boş konuşan çok insana şahit oldum.  Görmezden gelmeyi, cehaletlerine kızmamayı, önceleri hadsizce bulduğum, şimdilerde ise hoşgörüyle bakabildiğim saldırılarına, cevap vermemeyi ve hatta tarzlarına öfke duymamayı da öğrendim.

  • Bulduğumuz en iyi yolu kullanmalı.

Hala değişen bir şey yoksa görmezden gel. Elbet bir gören olur. 50 li yaşlarımın bir armağanı TECRÜBE.

  • Hoş görülü olmalı.

İyi bildiğim konuda varsa önceki sözlerime ilave yeni bir bilimsel gelişme ya da makale onu kullanmayı ve onu anlatırken diğer bilgilerimle harmanlayıp beyin fırtınası yaptırmayı tercih ediyorum. Artık çoğu zaman buna bile gerek duymuyorum. Herkes kendi yarattığı kaderini yaşıyor ve yaşam tercihlerimizden oluşuyor diyerek seçimlerine saygı duymayı öğrendim. Ama aile karmamız bildiğini paylaşmak ve farkındalık oluşturarak topluma hizmet etmek olunca ben yazayım da gereken gerektiği, kısmetine düşen kadarını alsın, bütünü yükseltsin diyor yolumda yürüyorum.  Sakin ve olabildiğince tarafsız, insan oğlunun insan olabilme kapasitesini severek, hoş görerek…

  • Sevmeyi sevilmeyi öğrenmeli.

İnsan ve doğa sevgisinin tüm yaşamımızın anlamı olduğunu öğrendim. Ancak kendi yaşamımın da çok değerli olduğunu fark ettim. Onu çarçur etmemek, dibine kadar yaşamak gerektiğini geç de olsa anladım.

Şanslıysanız gerçek sevginin ne olduğunu bir annenin koşulsuz sevgisinde, çocukların, her daim çocuk kalan bireylerin gözlerinde yaşarsınız… Yok mu? Üzülme ara bulursun. Bir yetimhanede şefkat bekleyen bir çocuk, okutmanızı bekleyen kimsesiz bir çocuk, farkında olmadığınız ama sizi sadece siz olduğunuz için seven birileri illa ki vardır. Hiç mi yok? Olsun o vakit sokak köpeklerini, kedilerini de mi görmüyor gözün… Gönül gözüyle bakmayı bilene sevgiden bol bir şey yok hayatta.

Sevilmek mi istiyorsun? Öyleyse işe önce kendini severek başla. Seni sen bile sevmiyorsan başkası neden sevsin değil mi? Kendine dürüst ol. Sen olsan seni sever misin? Cevabın evet ise beklediğin sevgi yanı başında olabilir etrafına iyi bak, Gönül gözüyle bak. İlla benim istediğim sevgi/ sevgili diyorsan da sen bilirsin… Çok beklersin…

  • İçimizdeki cevheri kimsenin söndürmesine izin vermemeli ve mümkünse parlatmanın yollarını aramalı.

Bunu yaparken kimseyi ezip, kırıp, hak yeme. Size cevher gelen yanlarınızı başkaları küçümsermiş küçümsesin ne gam! Sizi mutlu ediyorsa yapın. Bırakın elalem denilen garip ülkenin insanlarını ve hayattan zevk almaya bakın… Mümkünse bunu ilk 30 yıl içinde yapın.

Neden mi? Sonraki yılların nasıl geçtiğini bile anlayamayabilirsiniz. En az 20-30 yıl İş güç, çoluk çocuk, aile sülale işleri derken iyi ki yapmışım, şimdi vakit yok diye sevineceksiniz. Veya daha iyimser bir tahminle hobiniz işiniz olacak ve daha mutlu olma imkanı yakalamış olduğunuza sevineceksiniz.

  • Mutluluğun yollarını bulmak çok zor olmamalı.

Olgunluk yaşlarınıza varınca zannettiğiniz gibi mutluluğun başarılarla ya da sevgilinin kolları arasında olmakla gelmediğini, kendinizi ve/veya sevdiklerinizi başarısızlıkları üzerinden değerlendirmemeyi öğreneceksiniz. Öğreneceksiniz derken bu konuda biraz tekamüle yaklaşanlar için geçerli bir tezdir bu yaklaşımım. Aksi halde 80 yaşına gelmiş hala dünyasal hırsların peşinde koşan niceleri var. O hırslar değil mi zaten dünyanın bu rezil gidişatındaki ana etken…

Mutluluğun kısa anlardan ibaret ve çokça mutluluk biriktirmenin elimizde olduğunu, bazen mutluluğun aç kalmış bir çocuğu, kediyi, köpeği doyurmak, başını okşamak olduğunu fark edersiniz. Ama bunu 20 li yaşlarda keşfetmenizi öneririm.  Aksi halde mutluluğun her ana yayılan bir şey olduğunu, sana tapan bir sevgili, refah içinde, inişsiz çıkışsız dümdüz ve başarılı bir yaşam sanıp gelmeyen mutluluğu bekler durursun. Beklerken fırsatları göz ardı ettiğini anladığında, elinde pek de bir şey kalmadığını gördüğünde hala harekete geçmiyorsan geçmiş olsun…

  • Bedenimize iyi bakmalı.

İllaki yaşamında spora yer ver. İmkansız değilse de başlamak için 50 ‘li yaşlar  oldukça geç. Çocuklukta spor yapmadıysan eğer, 30’a gelmeden hafif de olsa düzenli yaptığın bir bedensel etkinliğin olsun. Yürümek bedensel güçlüğün yoksa her yaşta mümkün ama onu da 40 lı yaşlardan önce yapmaya başlarsan çok iyi edersin.

Yemek sofrasından doymadan kalk, mümkünse şeker ve/ veya şekere dönüşen gıdalardan uzak olmayı genç yaşta benimse.  Hazır gıdalar, katkı maddelerinden her yaşta uzak dur.

  • Beyin egzersizi yapmalı.

Meraklı ol, olabildiğince yeni şeyler, diller öğrenmeye çalış ki beynin aktif kaldıkça genç kalsın. Bunu spor yapmak gibi düşünebilirsin. Egzersiz iyidir. Ama benim gibi yapma! En ilgini çeken 1-2 konu belirle uzmanlaşmak için. Benim gibi her konuyu merakla inceleyip gece yarılarına kadar okuyarak beynini yorma. Her konuda uzman olamayız, olmamız da gerekmez. Zevk veriyorsa oku tabi ama yorma, yorulma…

  • Ruhunu beslemenin başka yolları da olabilir, keşfetmeli.

Aklıma gelenleri sıraladığım yukarıdaki listeye uyumlu bir hayatın olmuşsa ruhunu beslemek için farklı bir çaba içine girmen gerekmeyecektir. Diyelim ki geciktin ve 50 yaşlarda yorgunluk, bezginlik, mutsuzluk, yaşamdan beklentisizlik, sevgi eksikliği, yalnızlık, umutsuzluk mu duyuyorsun?  Yardım derneklerinde gönüllü olabilirsin.  Bunlar bana göre değil mi diyorsun? O halde çokça seminer, kişisel gelişim yolları, sanat, müzik, şifa eğitimleri mevcut, gidebilirsin. ANCAK kerameti kendinden menkul kişilerin elinde oyuncak olmaman adına dikkatli olmanı öneririm. Ne varsa içinde bunu unutma! İçindeki sevgiyi ararsan bulursun…

Şimdilik aklımda olanlar bunlarla sınırlı. Ama yaşam devam ediyor. Ben de yazma ve öğrenme şevki devem ettiği sürece bu liste güncelleneceğe benziyor… 60 yaşıma kadar yolu var..

Sevgiyle kalın…

Serpil Gül

 

About the author

admin

Add Comment

Click here to post a comment

Kategoriler

Ekemiş Posta Kutunuzda

Arşivimiz